24 Haziran 2018 Pazar 03:52:41
216 kez okundu.

Onlarca anket, yüzlerce tahmin yapıldı. 

Gerçeğe yakın ve gerçeğe uzay onlarca ve yüzlerce tahmin...

Seçim döneminde AK Parti'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan faktörü ön plandayı ve bu faktör puan kazandırıyordu. Ancak Erdoğan'ı seven ama AK Parti kadrolarına kızgın olan seçmenin nasıl bir seçim yapacağı merak konusu. Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a verilen oyların en önemli sebebi Cumhurbaşkanımızın terörle mücadele konusunda kararlı adımlar atışı ve terör belasına büyük bir temizlik gerçekleştirmesidir. Bu millet Ergenekon-Balyoz operasyonlarıyla çok bedel ödedi, aynı bedeli halkımız 15 Temmuz'da direnerek ödedi, aynı bedeli ordumuz sınırlarımızın güvenliği için güneyde ödüyor. Bunun bilincinde olmak gerekiyor. Sayın Recep Tayyip Erdoğan sevelim-sevmeyelim, eleştirelim-eleştirmeyelim bir konuda çok doğru hareket etti. O konu, terör... Evet geçmişte dış ve iç politikalarımızda birçok hata yapıldı. Ama bugün güneyimizde bizi tehdit eden sorunlar var. O sorunlarda devletin ve Türk milletinin bekasını düşünmek lazım. Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın son zamanlarda teröre karşı kararlı duruşuyla büyük güven kazandığını unutmamak lazım. Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın en büyük hatası çağı yakalayan projeler üretmiyor oluşu ve danışmanlarının yanlış yönlendirmeleri oldu. ''Millet Kıraathaneleri''nin bir proje olarak gündeme geliyor oluşunun AK Parti'lileri de üzdüğünü unutmamak lazım. Sayın Recep Tayyip Erdoğan eğer puan kaybederse bu puanların bedelini bakanların ve cumhurbaşkanı danışmanlarının ödemesi kanaatindeyim. 

Seçim döneminde MHP ''Cumhur İttifakı Milletin Aklı'' sloganıyla AK Parti kadrolarından rahatsızlık duyan Erdoğan'ı seven destekleyen insanlara bir seçenek oluşturdu. 

CHP'de Muharrem İnce faktörü ön plana çıkarıldı. Bu faktör CHP seçmenine umut oldu ve heyecanlandırdı. CHP'de ilginç olan Kılıçdaroğlu'nun sessizliği ve Muharrem İnce'nin büyük heyecanı oldu. Seçimin sonucu muhalefetin beklediği gibi gelmese dahi; Muharrem İnce'nin CHP Genel Başkanlığı şimdiden hayırlı olsun diyebiliriz.Bu tadı-zevki alan CHP'li Kılıçdaroğlu ile yoluna devam etmez diye düşünüyorum. Muharrem İnce'nin sertliği, tavırları, halktan oluşu ve belki egosuyla bana Recep Tayyip Erdoğan'ı anımsatıyor. Recep Tayyip Erdoğan'ın sol bir kimlikte vücut bulmuş hali gibi. Muharrem İnce sol kesimin yıllar içeriside oluşan stockholm sendromunun dışa vurumudur. Erdoğan nefretinin dönüştüğü gizli hayranlığın gizlendiği bir karakterdir. Aslında Muharrem İnce'yi AK Parti'lilerin de takdirle karşılaması gerekiyor. Çünkü yıllardır eksik olan muhalefet boşluğunu dolduruyor. Aynı Recep Tayyip Erdoğan gibi meydanlarda ilginç şovlar sergiledi. Bu şovlar karşısında CHP'liler ''ne kadar halktan bir insan'' dediler, gerçekten de öyle. CHP ilginç bir kadrolaşmanın, ilginç bir bürokratik havanın estiği bir partiydi. Muharrem İnce'nin adaylığı sonrasında meydanlarda gerçekleştirdiği şovlar, bisiklete binmeler vs. Recep Tayyip Erdoğan'ın futbol maçı oynamasını anımsattı bana. Muharrem İnce'nin alfa bir siyasetçi oluşu Recep Tayyip Erdoğan ile ilginç bir benzerliğidir. Meydanlara hakimiyeti ve hazır cevap oluşu İnce'yi halkla buluşturdu. İnce'nin adaylığı sonrası CHP halka temas edebilen bir parti görünümüne kavuştu. Geçen seçimde Recep Tayyip Erdoğan ile Ekmeleddin İhsanoğlu rekabetini hatırladığımızda yarınki seçimin çok farklı ve çok heyecanlı olduğu gerçeği gözümüze çarpıyor. 

İYİ Parti'de Meral Akşener faktörü ön plandaydı. Yeni bir seçenek olan İYİ Parti, AK Parti ve CHP'nin aksine Cumhurbaşkanı faktöründen bağımsız bir şekilde parti olarak da mücadele verdiler, sahaya indiler. İYİ Parti büyük bir heyecan yarattı ama ulusal medyadan yeterli desteği alamadılar ve sürekli algı operasyonlarının hedef tahtası haline geldiler. Hangi siyasi görüşe inanırsak inanalım Akşener'in büyük bir mücadele verdiğini, bütün engellere rağmen boyun eğmediğini görmek lazım. Parti kuruldu erken seçim gündeme getirildi ve partinin seçime girememe sorunu oluşturuldu. Akşener'in gittiği şehirlerde önü çöp kamyonlarıyla kesildi, medyada ön plana çıkarılmadı, sürekli algı operasyonlarına maruz kaldı. Kendi söylemiyle de elektrikler kesildi eline megafon aldı, megafonu aldılar bağırarak sesini duyurmaya çalıştı. Mücadelesine, davasına sahip çıkıp mücadele edişini takdir etmek lazım. Cumhurbaşkanlığı için 100.000 imza engeliyle karşılaştı 4 saatte 100.000 imzaya ulaştı, Millet İttifakının mimarı oldu. Abdullah Gül'ün ortak aday olması teklif edildi, reddederek seçimin rengini değiştirdi. Bu anlamda meydanlarda Muharrem İnce'yi umutla izleyen CHP'lilerin Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na değil Sayın Meral Akşener'e teşekkür etmesi lazım. Meral Akşener Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Muharrem İnce'nin aksine şov yapmayı değil samimi-içten olmayı tercih etti. Bir kadın, bir anne oluşu onun yürüyüşünün gençlerin ve kadınların ön saflarda olduğu bir yürüyüş haline getirdi. ''Kupon beyinler kupon arazilerden daha değerlidir'' deyişiyle genç seçmene güven verdi. Tutarlı konuştuğu ve şov amaçlı vaatler vermediği düşüncesindeyim. Meral Akşener'in Türk siyasetine bir gerçekcilik kazandırdığı düşüncesindeyim. Kibirli bir insan olmayışı, içten ve samimi oluşu Meral Akşener'i halktan yapan şey. Sayın Meral Akşener'in oy devşirmek için farklı çabalara girmediğini de unutmamak lazım. Özellikle terör konusunda ne yapılacağı konusunda kesin ve kararlı bir duruş sergiledi. Sayın Meral Akşener'e puan kazandıran şey Türkiye'deki umutsuzlar ordusu olacak, puan kaybettiren şey medya ve rakipleri tarafından ön plana çıkarılmayışıdır. Sayın Meral Akşener'e en büyük medya desteğini yerel basın ve sosyal medya verdi. Büyük ilgi çeken PR çalışmaları ve büyük ilgi çeken reklam çalışmalarının altında danışmanı Taylan Yıldız'ın imzasının olduğunu görüyoruz.

Saadet Partisi ve Temel Karamollaoğlu ise farklı bir gündem oluşturdu. Türkiye'de değişim isteyen muhafazakar kesim için farklı bir alternatif oldu. Saadet Partisi adaylarını Millet İttifakı ile meclise çıkarmış olacak. Adayları arasında çok farklı isimler var. Önceden HDP'de milletvekilliği yapmış ve partisiyle anlaşamamış bir Altan Tan var. Altan Tan ''Kürt Sorunu'' için Saadet Partisi'nde farklı bir model geliştirileceğini ifade ediyor. Saadet Partisi reklamları, PR çalışmalarıyla hepimizi şaşırtıyor. Bu seçimle birlikte Saadet Partisi'ni mecliste göreceğiz.

En çok tartışılan Parti, HDP. En çok tartışılan Aday Demirtaş. Halkların Demokrat Partisi'nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş hapiste ancak Cumhurbaşkanı Adayı olabildi. Bu herkesin kafasını karıştırdı. Yargılanan birisinin adaylığı üzerinden çok farklı bir siyaset döndü. ''Cumhurbaşkanı adayı olabilen birinin içeride olmaması gerekir'' diyenler farklı bir algıya maruz kaldı. Ancak bu algı ''Demirtaş bence de çıkmalı'' diyen AK Parti Milletvekili Aziz Babuşçu'ya gösterilmedi. HDP'nin barajı aşıp aşmayacağı ise herkesin merak konusu. HDP'nin adaylarına baktığımızda sol camiadan isimler görüyoruz. Ahmet Şık, Erkan Baş, Barış Atay gibi isimlerin aday olduğunu görüyoruz. HDP barajı aşacak mı, aşarsa ne olacak herkesin merak konusu. Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2.tura kalması durumunda muhalefetin adayına nasıl bir destek verecekleri de ayrı bir merak konusu. ''HDP ve Demirtaş'' faktörü bu seçimin kilit noktasıdır diye düşünüyorum.

Vatan Partisi ve Perinçek seçeneğine medya neredeyse hiç yer vermedi. Vatan Partisi'nin ''avrasyacı'' ve ''ulusalcı'' çizgisini biliyoruz. Türkiye'de bir azınlığa hitap ediyorlar ama Vatan Partisi'nin ve Perinçek'in avrasya bağlantılarının çok güçlü olduğunu bilmek lazım. Karma ekonomi sistemini savunan avrasyacı ve ulusalcı bir çizgide olan parti ''HDP kapatılmalıdır'' çıkışı ile çok şaşırttı. Perinçek'in Millet İttifakı'na olan muhalefeti CHP'lileri kızdırdı. Vatan Partisi'nde benim dikkatimi çeken şey yüzde %1 oy bile alamayan bir partinin güçlü avrasya bağlantıları ile Türkiye ve Rusya arasında bir köprü oluşu, Sözde Ermeni Soykırımı yalanı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde olan mücadeleleri... Türkiye'de çok farklı bir vizyona sahip bir parti olduğunu düşünüyorum.

24 Haziran'da sonuç ne olursa olsun, 25 Haziran'da güne nasıl başlarsak başlayalım...

Şunu unutmayalım...

Kim kazanırsa kazansın, oturulacak koltuğu oraya kimin koyduğu gerçeği asla değişmeyecek.