27 Mayıs 2018 Pazar 19:43:28
357 kez okundu.

Yıl 1950... 

Tek parti yönetiminden sıkılan halk DP'ye oy vermişti. Dindarından solcusuna değişim isteyen herkes DP'ye oy vermişti. DP seçimleri kazanmıştı. Halk mutlu ve umutluydu.

Başta her şey çok güzeldi, Türkiye demokratikleşiyordu. Sanayileşme hızlanıyordu ve bağımsız bir ekonominin nimetleriyle halk tanışma fırsatı buluyordu. DP iktidarı her kesimden insanların demokratik isteklerine cevap veriyor ve kucaklıyordu.

Sonra ne mi oldu?

Yolsuzluklar, NATO üyeliği, öğrenci hareketleri, Köy Enstitüleri başta olmak üzere bir çok kurumun kapatılması, uzun bir süre iktidarda kalan DP'nin giderek otoriterleşmesi...

Bugün çok kızdığımız Amerika'nın yarısömürgesi oluş hikayemiz NATO üyeliği ile başlamıştı. Türk askeri dünyanın öbür ucuna Kore'ye gidip savaşmak zorunda kalmıştı. 

Giderek otoriterleşen DP hükümeti Köy Enstitüleri gibi birçok kurumu kapatıyordu. (Köy Enstitüleri eğer kapatılmasıydı Türkiye bugün uzay ile ilgili çalışmalar yapıyor olabilirdi) 

DP içerisinde çatlaklar oluşmaya başlamıştı. DP içerisindeki liberal demokratlar Hürriyet Partisi'ni kurmuştu.

1953’de CHP’nin ülke genelindeki mal varlığına el konulmuş, halkevleri kapatılmış, Millet Partisi kapatılmıştı.

1954 seçiminden sonra liberalleşme kısıtlanmış, Seçim işbirliği ve muhalefet partilerinin devlet radyosundan yaralanmalarına kısıtlama getirilmişti. (Bugün TRT'nin tutumu gibi)

1957’den sonra başlayan siyasi istikrarsızlık ekonomik istikrarsızlığa da yol açmıştı. İMF ve Dünya Bankasından kredi alabilmek için Türk parası devalüe edilmiş oldu. Devalüasyondan önce 1 dolar 2,80 TL iken devalüasyondan sonra 1 dolar 9 TL olmuş ve ekonomi bozulmuştu.

Kutuplaşan halk, ekonomi ve dış politika iktidarın sonunu getirmişti. 27 Mayıs 1960'da İhtilal oldu ve bunun sonuçları hiç iyi olmadı.

Bir iktidarın kucaklayıcı olmayıp kutuplaştırıcı olmasının acısını 27 Mayıs'ta yaşadık ve hala yaşıyoruz. 

Geçmişi değiştiremeyiz ama ders alabiliriz, ama ders alamıyoruz.

27 Mayıs'ın en büyük ceremesi de Türk sağının demokrasiyi yanlış anlaması, Türk solunun da 1960 kafasından ileri gidememesi olarak tanımlanabilir.

Türkiye siyasetinde tarih hep tekerrür etmiş. Sivil darbelere de, askeri darbelere de dur demeyi öğrenememişiz.

İktidar iktidarlığını, muhalefet muhalefetliğini, asker askerliğini yap-a-mıyor. Hukuk bağımsız ol-a-mıyor. Kurumlar iktidara göre şekilleniyor. 

27 Mayıs hem demokrasimiz adına utanç verici bir tablo hem de herkes için ders olacak bir tarihtir. İktidar ve muhalefet bu ülkenin kaosa sürüklenmesini istemiyorsa elini taşını altına koymalı ve Türkiye'nin demokratikleşmesi için birlikte var gücüyle mücadele etmelidir.

İhtiyacımız olan şey;

Çoğulcu demokrasiye inanan bir iktidar, özgür bir muhalefet, güçlü bir ordu, çağdaş bir eğitim, serbest bir piyasa, çok renkli medya ve bağımsız bir yargı...